Benim yeme alışkanlığım “ziyan olmasın” temeli üzerine kurulmuş. Çünkü “kalan pirinç taneleri kadar çocuğun olur,” ve “tabağında kalanlar arkandan ağlar” (bir gün de diyemedim ki, amaan ağlar ağlar, susar). Bir de “bunu bulamayan çocuklar var”dı. Sihirli bir değneği olsa, her Miss Turkey finalistinin alacağı ilk aksiyon, Afrika’daki açlığı bitirmek olacakken, tabağımda yemek bırakmak benim ne haddimeydi! Kazara yere düşen ekmek…
Çocukluğunu yaz, roman olsun deseler-ki neden desinler-adı hazır: “Hiç Unutmam, Bir Gün Yine Şişmanım” Boğazımla amansız mücadelem daha bebekken başlamış. Sadece anne sütüyle ayda 1,5 kg alırmışım. Bebek tombikliğinin üzerine dillere destan iştahım eklenince, gürbüz çocukluk alınyazım olmuş. Boyum da sadece Kuzey Avrupa standartlarında normal kabul edilebileceğinden, garson boy kıyafetlerle tanışmam daha ilkokul yıllarına rastlamış. Hikayenin -miş’li geçmiş zamanı bittiğinde,…

