Benim yeme alışkanlığım “ziyan olmasın” temeli üzerine kurulmuş. Çünkü “kalan pirinç taneleri kadar çocuğun olur,” ve “tabağında kalanlar arkandan ağlar” (bir gün de diyemedim ki, amaan ağlar ağlar, susar).
Bir de “bunu bulamayan çocuklar var”dı. Sihirli bir değneği olsa, her Miss Turkey finalistinin alacağı ilk aksiyon, Afrika’daki açlığı bitirmek olacakken, tabağımda yemek bırakmak benim ne haddimeydi!
Kazara yere düşen ekmek önce 3 kere öpülüp alna, sonra yüksek bir yere konurdu. Tabaktaki yemek hemen bitecekti, zira nimetle oyun olmazdı.
Tutum, yatırım ve Türk malları haftasında elma, armut, mandalina olmuş çocuklardık biz. Değil böyle avokado, ananas fotoğrafları paylaşmak; alım gücü olmayan sınıf arkadaşları özenmesin diye beslenme çantasına muz konulmayan nesildik.
80’lerde çocuk olmanın gereğiydi tutumlu olmak. Zira fazlası yoktu. Yemek çöpe dökülebilir bir şey değildi. Artan kemikler de sokak hayvanlarının rızkıydı. Müsriflik bize öğretilen en büyük ayıplardan biriydi.
E böyle yetişen bir çocuğun da, badem sütünden çıkan posayla, kahvaltıdan artan tahin pekmezi karıştırıp kurabiyeye dönüştüren bir ana olması kaçınılmazdı.
ZİYAN OLMASIN KURABİYESİ, #yersen
1 kase fındık-bademin posası
2-3 yemek kaşığı tahin
1 tatlı kaşığı keçiboynuzu özü
1 olgun cennet hurması
1-2 avuç dut kurusu (rondodan geçirilmiş)
1 avuç kakao nibi (şart değil)
1/2 çay kaşığı karbonat+1-2 damla limon suyu
Geceden ıslattığım fındıklardan ve bademlerden (#aobabademsütü) süt yaptıktan sonra çıkan posayı kurutup un yapmaya üşendim. Evde tek tük kalan ne varsa içine katıp karıştırdım. 175 dereceye ısıtılmış fırında 20-25 dakika pişirdim. #YanlışCemonaylı bir kurabiye oldu.

Yorum Yapın