

Neyse ki bu hesap ve hesap verme zorunluluğu hissettiğim bir güruh var. Yoksa işi benim vicdanıma ve irademe bırakmak, sermayeyi kediye yüklemek olabilirdi.
Şimdi doğruya doğru, yemeyi seven insan için dünya nimetlerinden vazgeçmek kolay değil. Bir ömür kereviz sapı kemirerek geçmez anacım (yine de bkz. #kerevizsapı). Ama işte sapıtacağın vakit de bir sınırın olmalı, ipini koparmış gibi kafayı şekere, karbonhidrata gömmemeli. Di mi Cevat Abi?
Bir önceki paylaşımda dem vurduğum olay şöyle gelişti: Dün sabah dışarıda buluştuğumuz geniş aile kahvaltısında dişime göre pek bir şey bulamayınca masadan kısmen aç kalktım. Günün akışında yemek için başka fırsat da bulamayınca, akşam 6’ya doğru “artık midem kendi kendini sindirmeye başladı” diyerek Cem’in başına ekşidim ve kendimizi bir restorana dar attık. Oturduğumuz gibi Can ekmek kemirmeye başladı, ben ikramlık zeytinleri yuvarladım birer ikişer. Neyse salata, soğuk bir şeyler yedik, tam bir oh çekecekken Can hiç yoktan maraza çıkardı. Çünkü ayakkabısı çıkmışmış! İki gözü iki çeşme ağlamaya başladı tabi haklı olarak. Biz de oğlanın ağlamasına prim vermeden onu sakinleştirmek ile yan masalardan dönen kafalara kafa atıp atmamak arasında gerim gerim gerilirken yediğimizden bir şey anlamadık. Kriz sonrası Can’la barış çubuğu niyetine tüttürmek üzere tatlı sordu Cem. (Bkz. Bizim büyük büyük dedeler hep Kızılderiliymiş)
Kıyaslamak gerekirse, Agop’un kör kazı yanımızda İngiliz asilzadesi kalır, düşünün öyle yutmuşuz masaya her geleni; “hala ne tatlısı?” diye sorarlar adama. Tabi garson tatlıları sayarken ruh eşim #YanlışCem’im benim hülyalı bakışlarımdan durumu sezip, “hadi hadi bir çikolatalı sufle yersin sen” deyiverdi. “Yık bın yımım yıı..” diye ağzımı büzdüysem de, artık ok yaydan çıkmıştı. “Ver gelsin madem” dedim.
Çok iyi geldi.
Çok tatlı geldi.
Çok aşırı geldi.
Ama süper geldi.
Zaten o kadarını kadı kızı da yiyormuş. Öyle deyollağ…
Ha ne mi oldu? Sıfır suçluluk hissi. Biliyorum ki bu hep yapacağım bir fırlamalık değil. Nihayetinde alki dediğin ertesi gün hapını da kendi yapar.
Durmak yok, yola devam!
Not: Fotoğraf paleolitik çağdan, Engin Çakır’ın gözünden, TED Bursa Koleji semalarından.


Yorum Yapın