Dün Can arabada uyuyunca, fonda İlhan İrem, Zerrin Özer, Ayşegül Aldinç’le turladım sevdiğim yerleri. Meğer Bursa benim için ne çok şeymiş. Mahalle arasında binilen bisikletmiş; okul çıkışı pastaneden alınan kokoymuş; inşaatın birinci katından kuma atlamakmış; stadyumda “23 Nisan’a çıkmak”mış; sokaktan gelen “simiiitçiiee”ymiş; pencereden sallanan sepetmiş; TOFAŞ-Oyak Renault basketbol maçlarıymış; Çiçek Izgara kuyruğuymuş; dedemin çarşıdaki dükkanıymış; Altıparmak @uzaypastanesi’nin karton çantasından çıkan Mabel’miş,…
Hiçbir zaman “bir sırt çantası”yla seyahate çıkabilen cool kadın olamadım ben. Bunun üstüne bir de Can eklenince durum budur merkezde… Şimmmdi Bursa düşünsün!
Can: Anne sana köfteli makarna yaptım. Ben: Ooo eline sağlık, yiyeyim hemen. Can: Dur, sadece köftelerini ye! Ben: Neden oğlum? Can: Çünkü makarna sağlıksız Ben: Öyleyse neden sadece köfte yapmadın ki? Can: Bu restoranda böyle. #yersen Sevmediği yiyeceklere-evet, makarna sevmiyor-sağlıksız diyerek onları ötekileştiren bir evladım var. Bana da böylesi müstahak zaten. Genel kanının aksine, Can hiçbir zaman kereviz sapı kemiren…
6 aydır kamuya mal olmuş bir beslenme alışkanlığım var. Bu biraz hamilelik gibi. Hamile kadının karnı hamile olmayanların ne kadar ilgi odağıysa (bkz. kaç aylık, kız mı erkek mi, adı ne olacak?), sürüden ayrılanların kursağından geçen her bir lokma da diğerleri için öyle. Hele ki Türkiye gibi canın boğazdan geldiği bir coğrafyada, sofradaki “öteki”ysen; sadece yiyip içtiklerin değil, yemeyip içmediklerin…
Kazara yogaya başladığımdan bahsetmiştim. 2 kez hocayla birebir çalıştıktan sonra, dün ilk grup dersime katıldım. Fıkra gibiydi: Bir Türk, bir İtalyan, bir Hollandalı, Azeri hocanın yoga dersine girmiş. Bu medeniyetler buluşmasının benim için en zorlayıcı yanı, grubun 2 yıldır birlikte yoga yapıyor olduğu gerçeğiydi. Damdan düşer gibi dahil olmuştum, üstelik bu 3. dersim olacaktı. Olsundu, pilavdan dönenin kaşığı kırılsındı. Çektim…
Başlarken şöyle yazdım Instagram profilime: Biraz günlük, biraz motivasyon, biraz da blog, #yersen Mantık basit: Ben yazıyorum, isteyen okuyor, birlikte gülüyoruz. Bitti. Sevgi, saygı, dünya barışı… Not: Hislerime tercüman olan Özer Aydoğan’a saygılarımla
Kendime yazdığım doğumgünü notunda (bkz. ona küçük sürprizler yapın), değişip dönüştüğümden dem vurmuştum. Bilen bilir, tatlı benim yumuşak karnımdı. Düşkünlük, aşk, tutku bu bağı tasvir etmekte yetersiz. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir duygu yoğunluğuydu diyeyim. Mesela kafam kadar tahinli-cevizli-vişneli çöreğin yanında dondurmalı sahlep içebilmekti. Annemin komşulara dağıtmasına fırsat vermeden, birkaç saatte aşure tenceresinin dibini görmekti. Gece vakti evde hiçbir şey yoksa,…
Can: Lacivert koyu mavidir. Bu yüzden de dark blue. Ben: Sen İngilizce biliyor musun oğlum? Can: Sadece renkleri ve sayıları biliyorum. Çünkü ben Türküm. (Bkz. 10 adımda bilingual milliyetçilik) #yersen
Bunca sene hep birileri kutlasın diye beklerken, bugün ilk (Cem’den sonra tabi) ben kutlayacağım kendimi: Aferin kız, iyi iş çıkardın! Çok sevdiğim ecnebi ifadesiyle, “so far, so good.” Bu 37 yıl hep “çiçekler-kelebekler” değildi elbet. Depresyon hırkasını forma yaptığın günler de oldu, deli bayrağını çekip “eaaah, yetti gayrı” dediklerin de. Bunca zamanda hayallerini, umutlarını, arkadaşlarını, hatta bazen yolunu kaybettin. Çelişkilerin…

